Büyük Zen Düğünü*
Arada aklıma geliyor, blog yazısı yazayım diyorum. Sonra doğal olarak “ne yazayım” sorusu aklıma geliyor ve tıkanıyorum. Kalıyor öylece, en azından aylardır böyle işliyor. Hatta ne ayları, 1-2 yıldır böyle oluyor…
Şu an da aslında böyle bir durumdayım. Blog yazısı yazasım var ama yazamıyorum… Eskiden ne yazardım? Alabildiğine özgür yazılım geyiği… Aslında ben bloga ara verdikten sonra tekrar açma kararı verirken artık sadece teknik yazılar yazarım diyordum. Ama o kadar teknik bir adam olmadığımdan bu hedefi pek tutturamadım. Zaten geriye dönüp bakarsanız bu süreçte pek “teknik” yazılar yazmadığımı hatta dikkate değer bir metin üretmediğimi de görürsünüz sanırım.
Hatta bu metnin de pek dikkate değer bir şey olmadığını buraya kadar okuduysanız anlamışsınızdır ya neyse… Devam edeyim.
Aslında ben yazı yazmayı pek sevmem, pek yetenekli de değilimdir bu konuda. Şu an olduğu gibi; 3 aydan fazla olmuş lan yazmayalı, çok da canım sıkıldı ne yazsam moduna girince ya da yazacak ciddi bir şeyim olduğu zaman yazıyorum ki yazacak ciddi bir şeyim olmadığından şu an anlamsız bir laf salatası okuyorsunuz.
Yazı yazmayı pek sevmediğim gibi kısa yazılar yazmayı da sevmem. Yazınca uzun yazar, kafa şişiririm. Kafa şişirmenin en güzel yolu da sanırım Hadron‘dan bahsetmekle olur.
Hemen alttaki girdiyi 20 Ağustos günü yazmışım. Yani hesaplamalarıma göre 3 aydan biraz fazla bir zaman olmuş. Aslında bu zaman dilimi bizim yaptığımızın ölçeğinde bir iş için zaman bile değil. Hele ki 1.85 kişiyle çalışıyorsanız.
O yazıyı yazdığımdan beri okumuyorum ama sanırım lpms’e yönelik planlardan, BSD’ye port etme girişimlerimden ve sürümün ne zaman çıkacağından bahsetmiştim. Sürüm konusundaki planımı, tahminimi pek tutturamadığım aşikar. Ama bu konuda kabahatli değilim. İş, okul, özel hayat derken tabii Hadron yavaş ilerliyor. Bu konuda yapacak bir şey yok…
Geçen 3 ayda lpms’i baya baya adam ettim. Artık ona pek tırsmadan 1.0 diyebiliyorum. Changelog yazmayı pek sevmediğimden buraya dökülmeyeceğim ama; koda ve commitlere bakan ya da hiç uğraşmayıp doğrudan bana soru soranlar bu konuda bayağı bilgi alabilirler.
Gürkan sağ olsun iş bulmadan önceki bunalım dönemlerinde bayağı paket yaptı. Sayesinde depoda varlığından haberdar olmadığım paketler var. Tahmin ettiğim kadarıyla depoda şu an 600 civarı farklı paket var. Masaüstüne ulaşmanız için sadece biraz şanslı olmanız ve gerektiği yerlerde bana ya da Gürkan’a ulaşmanız yeterli olacaktır. Masaüstü demişken, sonu “box” ile biten bir kaç pencere yöneticisi haricinde LXDE ve XFCE4 depolarda olmayan kullanıcılarını bekliyor. Duyrulur…
Buraya kadar ~350 kelimelik laf salatası yapmayı başardım. Kayda değer hiç bir şey anlatmadım ve eğer buraya kadar okuduysanız hayatınızdan bir on dakika çaldım. Neyse, daha fazla uzatmadan sürüm sonrası Hadron 64 bit branchı için ve ileri düzey(lüks de denebilir) lpms yetenekleri için çalışacağımı da açıkladıktan sonra bu yazıyı bitireyim.
* Başlık araktır. Meraklı arkadaşlar araştırıp ne olduğunu bulabilir. Eğer ki içinizde bir hank varsa hoşça vakit geçirebilirsiniz.









Yazmış olmak için yazmak istemediğimden benim blog’un halini görüyorsun değil mi? ikjşhlgkf
seqizz (@seqizz)
Kasım 30, 2011 at 10:45 am
Yazmış olmak için yazdığımdan şu yazının halini görüyorsun değil mi? ahaha
Burak Sezer
Kasım 30, 2011 at 11:44 pm